21 Eylül 2009 Pazartesi
24 Ekim 2008 Cuma
Apple
Arkadaşların çeşitli siparişlerini almak üzere bugün apple mağazasına gittim. Öncesinde ise fotoğraf makinesi parçası almak üzere BH mağazasına gittim. Yahudiler tarafından işletilen bir yer. Sanırım new yorkun en büyük kamera satıcısıdır. Içeride kulaklarının yanından lüle lüle saçları inen siyah şapkalar takan yahudiler çalışıyor. Bir makine gibi inanılmaz bir hız ve düzende çalışıyorlar. Ilk olarak sıraya giriliyor. Banka gişeleri gibi numara gelince bankoya gidiliyor. Bankodaki eleman yardımcı oluyor. Istenilen mallar bilgisayara girildikten 3 dakika sonra taşıyıcı hatlar ile bankoya kadar geliyor. Eleman bir fiş veriyor ve ödeme sırasına giriliyor bir kadın sırada beklerken kredi kartlarınızı hazır edin diye daimi olarak uyarıyor. Ödeme sonrasında fişle birlikte teslim alma kuyruğuna giriliyor ve mal teslim alınıyor. Bütün süreç çok hızlı idare ediliyor. Nazi kampı gibi hep alarmda oluyorsunuz. Alışveriş son derece etkin oluyor ama eğlenceli değil.
Sonrasında ise apple store'a gittim. Benimle ilgilenen kız malları depodan getirdi elindeki bilgisayarlı POS makinesi ile ödemeyi yapıyor ve fişinizi alıyorsunuz. Sıra yok bekleme yok. Beklerken apple ürünlerini kullanabiliyorsunuz. Alışveriş bir zevk oluyor. Ikisi de farklı hizmetler sunmalarına rağmen yeri doldurulamaz tüketici deneyimleri sağlıyorlar. Bu tip tüketici deneyimleri ise müşterinin o markaya daha çok bağlanmasını sağlıyor.
Bu işi en uçlara götüren bir diğer mağaza işi abercrombie and fitch. Girişte mankenler karşılıyor. Içerideki hareketli müzikte herkes dans ediyor. Bütün çalışanlar rahatsız edici bir şekilde güzel ve yakışıklılar. Erkeklerin üstleri çıplak. Kızlar ise pantalon gömlek giyiyor. Bu ortamı yaşamak için müşteriler kapıda kuyruk. Erkek mankenlerle resim çektirmek için yarışıyorlar. Içerideki atmosfer herkesi çekiyor. Satılan kıyafetler mi? Onlar gereksiz bir ayrıntı.
Sonrasında ise apple store'a gittim. Benimle ilgilenen kız malları depodan getirdi elindeki bilgisayarlı POS makinesi ile ödemeyi yapıyor ve fişinizi alıyorsunuz. Sıra yok bekleme yok. Beklerken apple ürünlerini kullanabiliyorsunuz. Alışveriş bir zevk oluyor. Ikisi de farklı hizmetler sunmalarına rağmen yeri doldurulamaz tüketici deneyimleri sağlıyorlar. Bu tip tüketici deneyimleri ise müşterinin o markaya daha çok bağlanmasını sağlıyor.
Bu işi en uçlara götüren bir diğer mağaza işi abercrombie and fitch. Girişte mankenler karşılıyor. Içerideki hareketli müzikte herkes dans ediyor. Bütün çalışanlar rahatsız edici bir şekilde güzel ve yakışıklılar. Erkeklerin üstleri çıplak. Kızlar ise pantalon gömlek giyiyor. Bu ortamı yaşamak için müşteriler kapıda kuyruk. Erkek mankenlerle resim çektirmek için yarışıyorlar. Içerideki atmosfer herkesi çekiyor. Satılan kıyafetler mi? Onlar gereksiz bir ayrıntı.
23 Ekim 2008 Perşembe
Müzikal



Müzikaller Broadwayde doğmadılar ama burada yaşatılıyorlar. Ciddi bir endüstri oluşmuş durumda. Broadway caddesinin ve hemen bir blok cevresindeki tiyatroların toplamına on-Broadway, dışındakilere de off-Broadway deniyor. Bu bölgede hergün yüzlerce gösteri sergileniyor. Bu gösterilerin en sıradanları bile Türkiyedeki prodükisyonlardan oyunculuk, yapım, teknoloji ve dahi eser olarak daha iyi. İyileri ise ayrı bir lig.Hergünkü suareler dışında çarşamba ve pazar günleri matine de var. Gösteri gününde satılamamış biletlerin yarı fiyatına satıldığı tkts adlı bir yer var. Times Square de yer alan bu bilet satış gişelerinden bilet alabilmek için uzun kuyruklarda bekleniyor ve sıra geldiğinde neyin biletleri kaldıysa onların arasından bir seçim yapılıyor. Yer seçimi ise bilgisayarlarına kalmış. Ama yine de bugüne kadar hep iyi müzikalleri iyi yerlerden seyredebilme şansına sahip olmuştum. Bugün de aslında bir kaç yıldır deneyip de gidemediğim Wicked müzikaline bilet almak istiyordum ama tkts'e düşmeden bitmiş anlaşılan. Onun yerine Gypsy müzikaline bilet aldık. Broadway'in önemli yapımlarından biri. Bol Tony ödülü almış bir gösteri. Başrolünde Patti LuPone oynuyor. Televizyondan ve müzikallerden çok iyi tanınan biri. Bir nevi buranın ayten gökçer'i (copyright uğur). Son zamanlarda seyrettiğim en iyi performanstı. Bu sanat dalının en iyi örneklerinden biriydi. Ne yazık ki bu tip yapımları ülkemizde göremiyoruz. Seyirci de pek takdir etmiyor zaten. Onun yerine Brezilya ve Meksika tarzı tv dizilerine zaman ayırıyor halkımız. O kadar zaman ve para harcanıyor bari bizim TV dizileri adam gibi bir şey olsa diyor insan ama senaryodan oyunculuğa arada uçurumlar var. Bizim ülke biraz tembel buradakiler ile karşılaştırınca.
Burada sabah 6 dan itibaren plazalar çalışanlarla dolmaya başlıyor. Başarmak için (burada başarı parayla ölçülüyor) çok çalışmak zorunda olduklarını gayet iyi biliyorlar. Biz ise çalışmadan para kazanmanın yollarını bulmaya daha çok zaman ayıran bir toplum olduk. Belki de bu yüzden işlerin iyi örnekleri bizden çıkmıyor.
22 Ekim 2008 Çarşamba
Krizin merkezi nerede?


11 eylülde ikiz kuleler yıkıldığında ilk düşündüğüm world trade center in tam karşısında yer alan century 21 mağazasının da yıkılıp yıkılmadığı olmuştu. Bu yüzden hemen buradaki arkadaşlardan bu bilgiyi almıştım. WTC iş dünyası için ne ifade ediyorduysa century 21 mağazası new york turistleri için aynı şeyi ifade ediyordu.
Mağaza aslında sıradan bir mağaza görünümünde ama inanılmaz cazip fiyatlara ünlü tasarımcıların mallarını satması ile bütün turistlerin kabesi haline gelmiş. WTC yıkıldı üzerinden 7 yıl geçti yerine hala bir şey yapamadılar ama mağazanın başına hiç bir zey gelmedi.
WTC nin yerine yapılacak olan özgürlük kuleleri bir türlü ilerlemiyor. Bizim laz müteahhitlere verseler çoktan bitmiş üzerine de kaçak katlar bile çıkmış olurduk.
Aslında krizin merkezindeki amerikaya bakayım diyordum ama merkez türkiyeye kayıyor anlaşılan. Doların uçuşu nedeniyle geldiğim günden beri burası hergün daha pahalı hale geliyor. 1.8 e kadar gitmesi bekleniyor buradaki analistler tarafından. Almak isteyenlere duyurulur.
21 Ekim 2008 Salı
Alışveriş


4:30 da kalkmış olmama rağmen gün ne çabuk geçti anlayamadım. Vücudum hala türkiye saatine ayarlı olduğundan sabah bile denemeyecek bir saatte uyandım. Normal insanların uyandığı saate kadar türkiyedeki işlerimi internet marifeti ile hallettim. Kahvaltıdan sonra ilk alışveriş hedefi olarak belirlediğin woodbury commons a gittim. New york un 80 km kuzey batısında gördüğüm en büyük outlet merkezi. Bir çok markanın bütün tapon malları burada toplanmış. Yine de alacak bir şeyler buldum. Doların yeni hali ile bile anlamlı bir alışveriş oldu sanırım. Buradaki herkes aslında noel sonrası indirimi bekliyor. Işler kötü gittiği için noel sonrası indirim inanılmaz çok olacak inancı yerleşmiş. Talebin ertelenmesi büyümeyi yavaşlatıcı etki yapacak bu da resesyonu beraberinde getirecek. Buradakiler işlerini kaybetme korkusu içindeler. Bir çok şirket reklamları ve pazar araştırmalarını kesmiş durumda.
Neyse geç bir saatte eve dönüş doğrudan benim çok sevdiğim etyopya yemekleri yemeğe gittik. Çok baharatlı çok lezzetli sebzeli ve etli yemekler büyük bir tepsideki krep (injera) üstünde sunuluyor. Daha küçük kreplerden koparılan parçaların yardımıyla yeniyor. Çatal bıçak kullanılmıyor. Resimde de görüldüğü üzere yemekler çok çeşitli. Herkes etyopyalıların yiyecek yemeği olmadığını düşünür ama var. Her geldiğimde yiyorum ve ıstanbulda da bir tane istiyorum yoksa ben açacağım.
20 Ekim 2008 Pazartesi
Seçimler
Dün akşam buradaki arkadaşlarla bir araya geldik. Eve söylenen sushiler eşliğinde güzel bir ev sohbeti yaptık. Türkiye'de sushi niye bukadar pahalı onu da anlayabilmiş değilim. Burada 6 kişilik sushi parasına Sushicoda ancak 1,5 kişi doyuyor.
Neyse buradaki arkadaşlarım Amerika'daki seçimlerden oldukça tedirgin olmuş durumdalar. Hepsi (yalan söylemiyorlarsa) demokrat olmalarına rağmen Obama'ya pek ısınmamış durumdalar. Buna karşın cumhuriyetçilerden zaten nefret ediyorlar. Hilary olsa daha iyi olurdu gibi bir hava var. Ama asıl önemli kısım Obamacıların bile bir şekilde McCain'in kazanacağına dair olan inançları. Amerikada oy verme yüzdesi çok az. Demokrat (bilgili görgülü 'beyaz Türk' tarzı) Amerika'lılar oy vermeye gitmeye pek tenezzül etmiyorlar. Bir torba kömürcü stil Amerikalılar ise Cumhuriyetçilere oy vermeye daha çok gideceklermiş gibi görünüyor. Bunun sonucunda aslında tüm ülke toplamı McCaini istmezken oy verenler arasında ve bir garip nispi temsil yöntemi şekliyle McCain kazanırmış gibi duruyor. Bu yüzden de buradaki arkadaşlar artık buraları yaşanmaz olacak bir yerlere kaçmamız lazım yaklaşımındalar. Fikir tanıdık geldi mi?
Neyse buradaki arkadaşlarım Amerika'daki seçimlerden oldukça tedirgin olmuş durumdalar. Hepsi (yalan söylemiyorlarsa) demokrat olmalarına rağmen Obama'ya pek ısınmamış durumdalar. Buna karşın cumhuriyetçilerden zaten nefret ediyorlar. Hilary olsa daha iyi olurdu gibi bir hava var. Ama asıl önemli kısım Obamacıların bile bir şekilde McCain'in kazanacağına dair olan inançları. Amerikada oy verme yüzdesi çok az. Demokrat (bilgili görgülü 'beyaz Türk' tarzı) Amerika'lılar oy vermeye gitmeye pek tenezzül etmiyorlar. Bir torba kömürcü stil Amerikalılar ise Cumhuriyetçilere oy vermeye daha çok gideceklermiş gibi görünüyor. Bunun sonucunda aslında tüm ülke toplamı McCaini istmezken oy verenler arasında ve bir garip nispi temsil yöntemi şekliyle McCain kazanırmış gibi duruyor. Bu yüzden de buradaki arkadaşlar artık buraları yaşanmaz olacak bir yerlere kaçmamız lazım yaklaşımındalar. Fikir tanıdık geldi mi?
Big apple


Binbir güvenlik kademesinden geçtikten sonra uçağa bindim. Bunca yıldır uçarım yanıma hep film gibi tipler oturur. Yine öyle oldu. 11 saatlik yolculuk boyunca ona saldıracağım sanan baş örtülü 60 ini geçmiş teyze ucakin da düşmesini dualarıyla engelledi. Seyahat boyunca 3 film seyrettim böylece. Teyze de ona saldırmayacağımı en sonunda anlamış olacak ki bana sorular bile sordu. Sonunda indik uçaktan bavulumu aldım ve new yorka doğru yola koyuldum. O da biraz maceralı oldu ama en sonunda vardım. Şimdi akşam yemeği planları yapıyoruz oysa türkiye bu saatte uyuyor.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)