Aguas Calienteden küçük otobüslere atladık. Pencere
kenarında hem dışarıyı seyrediyorum hem de beni buraya ne getirdi biraz bunları
düşünüyorum. Düşüncelerimi dışarıdaki muhteşem manzara zaman zaman bozuyor
(aslında interrupt diycem ama Türkçesi gelmiyor aklıma bir türlü).
Her şey bir birine bağlı diye düşünürüz. Her şeyin bir
nedeni var. Çok istersen olurmuş. Evrene gönderdim oldu deriz. Bugün buraya
gelirken olanların aslında bir nedeni olmadığını anladım. Yani yüzümün şişmesi
ya da yağmur yağması, fark ettiğimiz ya da fark etmediğimiz aksiliklerin
aslında hiçbir bağlantısı ve etkisi yok. Hepsi kendi başına olaylar. Onları
kafamızda biz birleştirip bir anlam uydurmaya çalışıyoruz. Daha çok bildiğimiz
bir dünya haline getirdiğimizde, neden sonuçları bildiğimizi düşündüğümüzde
korkularımız azalıyor, belki de daha mutlu oluyoruz. Yüzümün şişmesinin bir
anlamı yoktu. Bilmediğim bir güç oraya gitme demiyordu yani. Ama ben yıllarca
buraya gelmek istemiştim.


Şimdi bu otobüste yukarı doğru çıkarken aklıma
gelenler ise biraz garipti. Bir gün önce başka inka tapınaklarına gittik. Hepsi
farklı mimarileri olan sonuçta taştan yerlerdi. Güzel görüntüleri ve
manzaraları vardı. Machu Picchu da bunlar gibi bir şey olacak diye düşünmeye
başladım. Niye bu kadar gözümde büyüttüm. Bu kadar yolu niye teptim diye
düşündükçe heyecanım gittikçe azaldı. Zaten 1100 yılında yapılmaya başlanmış ve
1400lü yıllarda terkedilmiş bir yer. Yani nispeten çok yeni. Aynı dönemde bizde
Osmanlı imparatorluğu var. Her gün burayı 2500 kişi ziyaret ediyor. Yılda
nerdeyse bir milyon kişi. Bu kadar kişinin gelebildiği bir yer ne kadar özel
olabilir ki? Doğaüstü, ruhani ya da duygusal ne sunabilir ki diye düşünüyorum.
Gittikçe ben buraya niye geldim ki fikrine daha çok yapışmaya başladım
otobüsümüz yukarı doğru çıkarken.
Zirveye çıktığımızda bizi gezdirecek olan rehberi bulduk.
Yine sal ilkokula sorun olmaz stayla biri. 5 dakika sonra Machu Picchu’yu
göreceğim ama içimdeki duygu metrodan Taksim meydanına çıkmakla aynı gibi. Ben
buraya niye geldim sorusu “beni buraya kim getirdi”ye doğru dönüşmeye başladı.
Rehberimiz bizi aldı bilet kontrolünden geçtik. Yürümeye
başladık biraz ilerde Machu Picchu’nun bir bölümü görünmeye başladı. Resimlerde
görüğümüz konik dağ ve yıkıntılar teraslar seçilebiliyor. Evet, haklıydım
önemli bir şey yok burada. Baya taş görmeye geldim yani. O kadar soğudum bu
işten. Rehberin peşinden gidiyoruz. Daracık merdivenlerden inip asıl girişe
geliyoruz. Girişte küçük kulübe gibi bir şey var. Kulübenin yanında daracık bir
girişten giriyoruz. Şimdi videoyu seyredin devamını sonra okuyun.
O daracık girişten geçince Machu Picchu’nun büyüleyici manzarası
ile karşılaşıyorum. Bir anda beynimin bu dakikaya kadar meşgul olduğu mantıksal
bölümü firar ediyor. Bütün vücudum o anda salınan endorfin, adrenalin,
serotonin ve dahi oxytocin ile bulanıyor. Anlatamayacağım bir ruh hali.
Gözlerim doluyor ve bir süre daha bu hal devam ediyor. O an anlıyorum beni
buraya getiren hepimizin de içinde olan dürtüler ile beslenen bilinçaltımız.
Hazır nöromarketing konferansında bütün bu konuları kapsamışken, şimdi canlı
olarak kendi üzerimde değerlendirmiş oldum. Bir süre sonra yavaş yavaş bilinçli
ben mantıksal yanımla ön plana çıktım ancak, bu duygusal durum uzunca süre
devam etti.
Ne arıyorum burada ben niye geldim falan gibi sorular
anlamsızmış. Burası muhteşem bir yer. Hayran olmamak mümkün değil. Herkesin
buraya gelebilmesini dilerim. Buraya kadar gelirken geçirdiğim her dakikaya
değdi. İnsan buradan ayrılmak istemiyor. Burada ruhani bir şeyler olduğuna
inanmak isteyen insanları anlayabiliyorum. Böyle etkileyici bir yer karşısında
insanlar ne yapacaklarını ne düşüneceklerini bilemiyorlar. Ama diyeyim ruhani
doğaüstü bir durum yok. Gayet teknik bir şekilde nasıl yapıldığını nasıl
tasarlandığını anlayabiliyorsunuz. Ama konumu ve yarattığı etkiyi anlatmak için
benim edebiyat yeteneğim yetersiz.
Rehberimiz iki saat boyunca bizi gezdirdi. Bu sürede
çektiğim video ve fotoğrafın sayısı yok. Dönüş treni 16:45 te kalkıyor ve benim
bu yerde daha en az 1 saatim var. Gruptaki diğer tiplerin gezisine öğle yemeği
de dahil olduğu için onlar ayrılıyorlar. Ben tek başıma buranın muhteşem
atmosferini solumaya, rehberin göstermediği bölümlere gitmeye karar veriyorum.
İyi de ediyorum. Manzaranın en güzel olduğu en yüksek yerine çıkıp kendime bir
yer bulup oturuyorum. Sanırım en az 1 saat orada oturmuşumdur.
Manzaranın keyfini çıkarıp her görüntüyü burada yaşadığım
her deneyimi hiç unutmamak üzere hafızama kazımaya çalışır ve bir yandan da
Cusco’dan aldığım krakerleri mideme indirirken, serçe kılıklı bir kuş etrafımda
dolanmaya başlıyor.
Ben de belki o da biraz ister diye krakerden biraz kırıntıyı
bir taşın üzerine koyuyorum. Sanki benim evcil hayvanımmış gibi bana çok
yaklaşıyor ve krakerleri yiyor. Bana da bu muhteşem resimleri ve videoları çekmek
düşüyor tabi. Bu fotoğrafları çekebildiğime hala inanamıyorum. Ne yazık ki
profesyonel bir kameram yok. Ama zaten olsaydı cep telefonu ile çektiğim bu
fotoğrafları bu hızla çekemezdim. Kuş bana uzunca bir süre poz verdi. Karnı
doyduktan sonra yanımdan ayrılırken iyi etmişim gelmişim diye düşündüm.

Evet hiçbir şey birbirine bağlı değil. Yani benim buraya
gelişimin bu kuşun resmini çekmemle bir ilgisi yok. Ama kabul etmem gerek
muhteşem bir sürpriz oldu. Hala bu resme bakmaktan kendimi alamıyorum. Başımıza
ne geliyorsa, ne yapıyorsak aslında tamamen bunun sorumlusu kendimiziz. İşin
sırrını buldum. Sikret mikret yok sadece kendi çabalarımız, isteklerimiz,
kararlarımız var. Fırsatları da kendimiz yaratıyoruz, sonuçları da kendimiz
belirliyoruz. Tekrar tekrar düşündüğümde
o kuşun oraya gelmesinin aslında elimdeki kraker olduğunu fark etmem ve ona da
biraz vererek bu fotoğrafları çekmem tamamen benim oluşturduğum yönettiğim bir
şey. Buraya gelmem, buraya gelebilmek için yıllardır içimde istek biriktirmem
de öyle. İşte işin sırrı kontrolü eline al, her türlü sorumluluğu kabullen,
planla, değerlendir, uğraş ve yap. Yıllardır zaten bunu yapardım ama bu şekilde
düşünmemiştim şimdi daha iyi anlıyorum. Machu Picchu’ya kadar gelmem
gerekiyormuş demek ki bunları düşünmek için.
Machu Picchu bir dünya mirası. Umarım onu en iyi şekilde
korumaya devam ederler.
Burada konuştuğum her turistin hayalinde olan yer.
Kimse geçerken uğramamış. Herkes burası için çeşitli değerler atamış ve
hayallerini gerçekleştiriyorlar. Buranın halkı için ise turistik bir yerden
öteye gitmiyor. Adalılar için Efes ne ise Cusco’lular için burası aynı. Bizim
bu kadar gözümüzde büyütmemiz ulaşmanın gerçekten zor, zaman alıcı ve pahalı
olmasından kaynaklanıyor. Ulaşılması zor olan hedefler koymak ve onlara
ulaşmaya çalışmak, hedeflerin değerini artırıyor. Oysa bu yanımızda,
yakınımızda da birçok hedef olabilecek, mutluluk yaratabilecek şeyler var ancak
onlara gereken değeri vermiyoruz. İstanbul’da olup bir Topkapı’yı, Boğazı,
Ayasofya’yı görmemiş, İstiklal caddesini deneyimlememiş olmak belki de
bunlardan bir kaçı . Ya da Paris’te yaşayıp Eifel kulesine nasıl olsa bir ara
çıkarım deyip çıkmamak da aynı.
Geldim, gördüm çok da iyi ettim.