24 Ekim 2008 Cuma

Apple

Arkadaşların çeşitli siparişlerini almak üzere bugün apple mağazasına gittim. Öncesinde ise fotoğraf makinesi parçası almak üzere BH mağazasına gittim. Yahudiler tarafından işletilen bir yer. Sanırım new yorkun en büyük kamera satıcısıdır. Içeride kulaklarının yanından lüle lüle saçları inen siyah şapkalar takan yahudiler çalışıyor. Bir makine gibi inanılmaz bir hız ve düzende çalışıyorlar. Ilk olarak sıraya giriliyor. Banka gişeleri gibi numara gelince bankoya gidiliyor. Bankodaki eleman yardımcı oluyor. Istenilen mallar bilgisayara girildikten 3 dakika sonra taşıyıcı hatlar ile bankoya kadar geliyor. Eleman bir fiş veriyor ve ödeme sırasına giriliyor bir kadın sırada beklerken kredi kartlarınızı hazır edin diye daimi olarak uyarıyor. Ödeme sonrasında fişle birlikte teslim alma kuyruğuna giriliyor ve mal teslim alınıyor. Bütün süreç çok hızlı idare ediliyor. Nazi kampı gibi hep alarmda oluyorsunuz. Alışveriş son derece etkin oluyor ama eğlenceli değil.

Sonrasında ise apple store'a gittim. Benimle ilgilenen kız malları depodan getirdi elindeki bilgisayarlı POS makinesi ile ödemeyi yapıyor ve fişinizi alıyorsunuz. Sıra yok bekleme yok. Beklerken apple ürünlerini kullanabiliyorsunuz. Alışveriş bir zevk oluyor. Ikisi de farklı hizmetler sunmalarına rağmen yeri doldurulamaz tüketici deneyimleri sağlıyorlar. Bu tip tüketici deneyimleri ise müşterinin o markaya daha çok bağlanmasını sağlıyor.
Bu işi en uçlara götüren bir diğer mağaza işi abercrombie and fitch. Girişte mankenler karşılıyor. Içerideki hareketli müzikte herkes dans ediyor. Bütün çalışanlar rahatsız edici bir şekilde güzel ve yakışıklılar. Erkeklerin üstleri çıplak. Kızlar ise pantalon gömlek giyiyor. Bu ortamı yaşamak için müşteriler kapıda kuyruk. Erkek mankenlerle resim çektirmek için yarışıyorlar. Içerideki atmosfer herkesi çekiyor. Satılan kıyafetler mi? Onlar gereksiz bir ayrıntı.

23 Ekim 2008 Perşembe

Müzikal




Müzikaller Broadwayde doğmadılar ama burada yaşatılıyorlar. Ciddi bir endüstri oluşmuş durumda. Broadway caddesinin ve hemen bir blok cevresindeki tiyatroların toplamına on-Broadway, dışındakilere de off-Broadway deniyor. Bu bölgede hergün yüzlerce gösteri sergileniyor. Bu gösterilerin en sıradanları bile Türkiyedeki prodükisyonlardan oyunculuk, yapım, teknoloji ve dahi eser olarak daha iyi. İyileri ise ayrı bir lig.Hergünkü suareler dışında çarşamba ve pazar günleri matine de var. Gösteri gününde satılamamış biletlerin yarı fiyatına satıldığı tkts adlı bir yer var. Times Square de yer alan bu bilet satış gişelerinden bilet alabilmek için uzun kuyruklarda bekleniyor ve sıra geldiğinde neyin biletleri kaldıysa onların arasından bir seçim yapılıyor. Yer seçimi ise bilgisayarlarına kalmış. Ama yine de bugüne kadar hep iyi müzikalleri iyi yerlerden seyredebilme şansına sahip olmuştum. Bugün de aslında bir kaç yıldır deneyip de gidemediğim Wicked müzikaline bilet almak istiyordum ama tkts'e düşmeden bitmiş anlaşılan. Onun yerine Gypsy müzikaline bilet aldık. Broadway'in önemli yapımlarından biri. Bol Tony ödülü almış bir gösteri. Başrolünde Patti LuPone oynuyor. Televizyondan ve müzikallerden çok iyi tanınan biri. Bir nevi buranın ayten gökçer'i (copyright uğur). Son zamanlarda seyrettiğim en iyi performanstı. Bu sanat dalının en iyi örneklerinden biriydi. Ne yazık ki bu tip yapımları ülkemizde göremiyoruz. Seyirci de pek takdir etmiyor zaten. Onun yerine Brezilya ve Meksika tarzı tv dizilerine zaman ayırıyor halkımız. O kadar zaman ve para harcanıyor bari bizim TV dizileri adam gibi bir şey olsa diyor insan ama senaryodan oyunculuğa arada uçurumlar var. Bizim ülke biraz tembel buradakiler ile karşılaştırınca.

Burada sabah 6 dan itibaren plazalar çalışanlarla dolmaya başlıyor. Başarmak için (burada başarı parayla ölçülüyor) çok çalışmak zorunda olduklarını gayet iyi biliyorlar. Biz ise çalışmadan para kazanmanın yollarını bulmaya daha çok zaman ayıran bir toplum olduk. Belki de bu yüzden işlerin iyi örnekleri bizden çıkmıyor.

22 Ekim 2008 Çarşamba

Krizin merkezi nerede?



11 eylülde ikiz kuleler yıkıldığında ilk düşündüğüm world trade center in tam karşısında yer alan century 21 mağazasının da yıkılıp yıkılmadığı olmuştu. Bu yüzden hemen buradaki arkadaşlardan bu bilgiyi almıştım. WTC iş dünyası için ne ifade ediyorduysa century 21 mağazası new york turistleri için aynı şeyi ifade ediyordu.
Mağaza aslında sıradan bir mağaza görünümünde ama inanılmaz cazip fiyatlara ünlü tasarımcıların mallarını satması ile bütün turistlerin kabesi haline gelmiş. WTC yıkıldı üzerinden 7 yıl geçti yerine hala bir şey yapamadılar ama mağazanın başına hiç bir zey gelmedi.
WTC nin yerine yapılacak olan özgürlük kuleleri bir türlü ilerlemiyor. Bizim laz müteahhitlere verseler çoktan bitmiş üzerine de kaçak katlar bile çıkmış olurduk.
Aslında krizin merkezindeki amerikaya bakayım diyordum ama merkez türkiyeye kayıyor anlaşılan. Doların uçuşu nedeniyle geldiğim günden beri burası hergün daha pahalı hale geliyor. 1.8 e kadar gitmesi bekleniyor buradaki analistler tarafından. Almak isteyenlere duyurulur.

21 Ekim 2008 Salı

Alışveriş



4:30 da kalkmış olmama rağmen gün ne çabuk geçti anlayamadım. Vücudum hala türkiye saatine ayarlı olduğundan sabah bile denemeyecek bir saatte uyandım. Normal insanların uyandığı saate kadar türkiyedeki işlerimi internet marifeti ile hallettim. Kahvaltıdan sonra ilk alışveriş hedefi olarak belirlediğin woodbury commons a gittim. New york un 80 km kuzey batısında gördüğüm en büyük outlet merkezi. Bir çok markanın bütün tapon malları burada toplanmış. Yine de alacak bir şeyler buldum. Doların yeni hali ile bile anlamlı bir alışveriş oldu sanırım. Buradaki herkes aslında noel sonrası indirimi bekliyor. Işler kötü gittiği için noel sonrası indirim inanılmaz çok olacak inancı yerleşmiş. Talebin ertelenmesi büyümeyi yavaşlatıcı etki yapacak bu da resesyonu beraberinde getirecek. Buradakiler işlerini kaybetme korkusu içindeler. Bir çok şirket reklamları ve pazar araştırmalarını kesmiş durumda.

Neyse geç bir saatte eve dönüş doğrudan benim çok sevdiğim etyopya yemekleri yemeğe gittik. Çok baharatlı çok lezzetli sebzeli ve etli yemekler büyük bir tepsideki krep (injera) üstünde sunuluyor. Daha küçük kreplerden koparılan parçaların yardımıyla yeniyor. Çatal bıçak kullanılmıyor. Resimde de görüldüğü üzere yemekler çok çeşitli. Herkes etyopyalıların yiyecek yemeği olmadığını düşünür ama var. Her geldiğimde yiyorum ve ıstanbulda da bir tane istiyorum yoksa ben açacağım.

20 Ekim 2008 Pazartesi

Seçimler

Dün akşam buradaki arkadaşlarla bir araya geldik. Eve söylenen sushiler eşliğinde güzel bir ev sohbeti yaptık. Türkiye'de sushi niye bukadar pahalı onu da anlayabilmiş değilim. Burada 6 kişilik sushi parasına Sushicoda ancak 1,5 kişi doyuyor.

Neyse buradaki arkadaşlarım Amerika'daki seçimlerden oldukça tedirgin olmuş durumdalar. Hepsi (yalan söylemiyorlarsa) demokrat olmalarına rağmen Obama'ya pek ısınmamış durumdalar. Buna karşın cumhuriyetçilerden zaten nefret ediyorlar. Hilary olsa daha iyi olurdu gibi bir hava var. Ama asıl önemli kısım Obamacıların bile bir şekilde McCain'in kazanacağına dair olan inançları. Amerikada oy verme yüzdesi çok az. Demokrat (bilgili görgülü 'beyaz Türk' tarzı) Amerika'lılar oy vermeye gitmeye pek tenezzül etmiyorlar. Bir torba kömürcü stil Amerikalılar ise Cumhuriyetçilere oy vermeye daha çok gideceklermiş gibi görünüyor. Bunun sonucunda aslında tüm ülke toplamı McCaini istmezken oy verenler arasında ve bir garip nispi temsil yöntemi şekliyle McCain kazanırmış gibi duruyor. Bu yüzden de buradaki arkadaşlar artık buraları yaşanmaz olacak bir yerlere kaçmamız lazım yaklaşımındalar. Fikir tanıdık geldi mi?

Big apple



Binbir güvenlik kademesinden geçtikten sonra uçağa bindim. Bunca yıldır uçarım yanıma hep film gibi tipler oturur. Yine öyle oldu. 11 saatlik yolculuk boyunca ona saldıracağım sanan baş örtülü 60 ini geçmiş teyze ucakin da düşmesini dualarıyla engelledi. Seyahat boyunca 3 film seyrettim böylece. Teyze de ona saldırmayacağımı en sonunda anlamış olacak ki bana sorular bile sordu. Sonunda indik uçaktan bavulumu aldım ve new yorka doğru yola koyuldum. O da biraz maceralı oldu ama en sonunda vardım. Şimdi akşam yemeği planları yapıyoruz oysa türkiye bu saatte uyuyor.

19 Ekim 2008 Pazar

Uçuş öncesi



Sabahın erken vakti döküldüm yollara. Pazar sabahı kimse olmuyor sokaklarda. Arabamla yeşilyurt'a kadar gelir orada park edip taksiyle havaalanına gittim. Sonra check in pasaport gibi işlemlerden geçiş yarı kredinin lounge una geçtim. Ilginç tasarımlı aydınlık güzel bir yer ama alanın öteki ucunda olduğundan sanırım pek kimse yok. Şimdi 11 saatlik yolculuk beni bekliyor. Hadi bana iyi yolculuklar.

17 Ekim 2008 Cuma

Başlıyoruz - Krizin merkezine seyahat (All D her boyutlu) - New York

Aradan daha az bir zaman geçmesine rağmen pazar gününden itibaren yeni bir seyahat ile arayışımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Bu seyahati planlarken kriz bu seviyelerde değildi. Benim de amacım krizin merkezine seyahat değildi. Ama sanırım gittiğimde kriz insanları ve yaşamları nasıl vurmuş biraz onu göreceğim. Bize krizin hangi etkileri gelecek onu anlamaya çalışacağım. Elbette asıl konumuz olan yeme içme gezme tozma aynen devam edecek. Bu arada yorumlarınız ile yapmamı istediklerinizi söyleyebilirsiniz. Bu arada söyleyeyim ne yazık ki alışveriş listem doldu :)

Bu bloga ilk defa teşrif edenler önceki yazıları okuyabilirler ya da hergün yeni yazıları takip edebilirler ve doların düşmesi için benimle birlikte dua edebilirler.

15 Eylül 2008 Pazartesi

Cörkler

Artık döndüm ama yazacaklarım daha bitmedi. Hong Kongtan Jakartaya giderken uçakta yazmış olup yayınlayamadığım bir cörkler silsilesini kopyalıyorum.

Hong Kong'ta metro ve diğer ulaşım sistemleri çok gelismis. Tek tip kentkart tarzi bir kart ile butun ulasim araclarina binmek mumkun bu kart ayni zamanda alisveris karti olarak da kullanilabiliyor. Neyse ben de gittim istasyondan bu karti almaya kadina bi orange kart verir misiniz diyorum bizde oyle bir sey yok diyor. Oysa goruyorum orada var. epey bi israr ettikten sonra kadin isterseniz octopus kart var dedi. Ben de o da olur tabi dedim. Aslinda almam gerekenin octopus kart oldugunu hatirladim. Allahtan nerelisin diye sormadi. Turk demezdim zaten ben battim bi de siz batmayin diye.

Repulse bay diye bir yer var deniz kum gunes icin ideal. 20Dklik bir otobus yolculuguyla gidiliyor. Hkdaki arkadasim cift katli otobusle git manzara seyredersin dedi ben de oyle yaptim ama bir farkla. En one oturdum. Yol daracik, virajli ve agaclik. Bunlar yetmiyormus gibi adam cok hizli kullaniyor. Inanilmaz korkunc bir yolculuktu. Agaclarin dallari otobuse carpiyor, virajlarda devrilecek gibi oluyordu. Neyse indim guneslendim. Denize girdim. Donus yolunda nereye bindim? Yine ayni en ust en on. Tehlike benim gobek adim herhalde.

Otelin girisinde kocaman bir billboardda gym yaziyordu ben de spor yaparim iyi olur dedim. Resepsiyona sordum nerede gym diye. Uye misiniz dedi.yok burada kaliyorum dedim ha o da olur dedi beni 40nci kata gonderdi. Ciktim gym ariyorum. Ne yazik ki resmini cekmemisim. Gym dedigi 3 adet kosu bandi ve 1 adet bisiklet. Sokumu atlatmadan kendimi asagida buldum zaten.

Buradakilerin dilleri ingilizceye pek donmuyor. Bazi harfleri hic telaffuz edemiyorlar. r,l kolay anlasilamayan harfler. Bazen hic anlamadigim cumleler oluyordu. Bir magazada bunlar niye pahali dedim kadin : deei flo pasaona dedi. Ben anlamadikca da aynisini soylemeye devam etti. En sonunda anladim. They are from barcelona diyormus.

Magazalar hic de ucuz degil. Dogu bank gibi olan dukkanlardaki ucuz mallar arizali, geri verilmis ya de eksik. Onun disinda duzgun magazalardaki fiyatlar da sabit. Havaalani ise hepsinden pahali. Burada sadece yemek icmek hesapli ama onun da aslinda ne oldugunu bilemeyebilirsiniz. Domuz burnu bile yenilenler arasinda. Bati kulturu yiyecekler ve tatlilar da cinliler tarafindan kabul gormus. Bu yuzden olsa gerek onlar da sismanlamaya baslamislar. Ben orada bulundugum surece sadece asia mutfagi yedim. Sanirim garip bir sey yememisimdir.

Ilginc bir servis anlayislari var. taksici fazla gittigi yolun parasini almadi. Havaalanina trenle gittiginizde bavullarinizi tasiyacaginiz arabalar vagon cikislarina ozenle dizilmis oluyor. Restauranda 15 dk beklersiniz diyorlar ama 5 dkda sira geliyor.

Cuma cumartesi aksamlari barlar sokagi tiklim tklim oluyor. Herkes disarida icip sohbet ediyor ama pazartesi aksamina gelince disarida kimse kalmiyor. Barlar sokagi iftar zamani gibi oluyor. E dunya ekonomisini yonetmek icin dinlenmeleri lazim tabi

14 Eylül 2008 Pazar

Dönüş yolu

artık jakarta havaalanındayım. Dönüş yoluna başladım. Pazartesi 730da varmış olacağım. Geldikten sonra rahat rahat kalanları yazacağım.

Dün akşam buradaki arkadaşım henry ve onun arkadaşları ile red square diye bir bara gittik. Endonezya hakkındaki bilgi ve düşüncelerimi yeniden gözden geçirmem gerekti. Bunların hepsini artık geldikten sonra yazarım. Harika yemekler yedim yeri gelmişken söyleyeyim. Ha bir de, aradım buldum.

13 Eylül 2008 Cumartesi

Jakarta

Bugun Bali'de son gunumde deniz kiyisinda bir miktar yayildiktan sonra otelin transferi ile havaalanina gittim. Oradan da dogru Jakarta. Normalde hep koridorda otururum bu sefer pencere istedim ki etrafi seyredebileyim. Iyi de yapmisim. Jakarta aslinda volkanik adalar toplulugu her bir adada irili ufakli bir cok yanardag bulunuyor. Bu yanardaglardan bazilari ise hala aktif. Ucakla gecerken Java adasinin ortasindaki adini simdi bilemeyecegim ama vaktim olunca bakip ogrenecegim bir yanardaglar grubunun uzerinden gectik. Muhtesemdi. Ne yazikki fotograf makinesi olarak sadece N95'i kullandigim icin resim cekemedim. En buyuk dagin yanindaki daha kucuk olan dag hala aktif ve tutmeye devam ediyor. Ucaktan kraterden cikan dumanlar rahatlikla gorulebiliyordu. Yol boyunca bir cok yanardag gectik. Gorunen o ki bu civarlar dunyanin sivilceli bolumu. Yuzyillar once volkanik patlamalar ile olusmus depremlerle sekillenmis, tsunamilerle mahvolmus bir ulke ama hala 250 milyon kisi yasamaya devam ediyor. Ekonomik durumlari kisi basina bolundugunde iyi degil ama buyuk sehirlerde daha iyi. Ozellikle Jakarta gokdelenlerin, genis caddelerin oldugu bir sehir. Tabi genis caddelerin hemen arkasinda yine kotu yerlesimler var ama toplamda iyi bir sehircilik var gibi gorunuyor. Yarin daha detayli gordukten sonra aksam ucagi ile cok sevdigim bir turlu kopamadigim singapur havaalanina oradan da dubai uzerinden istanbula gelecegim. Doneyim artik.

12 Eylül 2008 Cuma

Daldım engin denizlere



Ne zamandır yapmayı istediğim tüplü dalış programını bugün yapmak nasip oldu. Tabi kendi kendine olmadı ben araştırdım aradım sordum da öyle oldu. Iyi bir seçim yapmışım tulamben diye bir yerde bali adasının kuzeyine düşüyor. Araba ile 2.5 saatte gidilen bir yer ama değer çünkü liberty batığına dalabilmek iyi bir ayrıcalık. Gemi ölüsü kıyıya yakın. O yüzden kıyı dalışı yapılıyor. Sabah seansında gemiye öğleden sonra da yakındaki mercanlara duvar dalışı yaptık. Ikisi de çok iyiydi. Pasımı temizlemiş oldum. Ne yazık ki sualtı görüntüsü yok. Başka sefere artık.

11 Eylül 2008 Perşembe

Bali'de şems-i naş




Bali'de güneş güzel batıyordur diye akşam üstü rafting sonrası sahildeydim. Kilometrelerce uzayan geniş bir sahil var ve sahil boyunca 5 yıldızlı oteller sıralanmış. Deniz hariç biraz belek gibi olduğunu düşündüm henüz içerleri görmeden. Gördükten sonra ise üzüldüm biraz ama bunu sonra anlatırım. Denizde sörf yapılacak kadar yüksek ve kuvvetli dalgalar var. Bu dalgaların etkisi kıyıya geniş bir dağılım olarak yansıyor. Dalgalar incelerek 40 50 metre içeri giriyor. Dalgaların kırılması ve küçük şu parçacıklarının havaya karışması nedeniyle havada bir sis oluşmuş. Bu şişe bitmek bilmeyen dalgaların çıkardığı ses eşlik ediyor. Çevrede Balili aileler çocuklarıyla gelmişler oynuyorlar. Turistler güneşin batışını içkileriyle kutluyorlar. Balayındaki bir çift tahminen düğünlerinde gelen şampanyayı açıyor. Dünyanın bir yerinde bir güneş batıyor bir yerinde doğuyor. Ne bir zey bitiyor ne bir şey başlıyor.

Rafting



Beceriksiz bir otele düşmüş durumda olduğumu anlıyorum. Rafting için yaptığımız organizasyon birazcık kötüydü. Anlaşılan şu sıralar fazla turist yok ve otel müşterileri arasında bugüne kadar rafting isteyen olmamış. Dün akşam hava alanından bir ton broşür kapmıştım. Onların arasından ben bir tane bulup aramalarını istedim neyse arandı onaylandı öğleden sonra beni almaya geldiler. O anda şöyle bir şey ortaya çıktı. Benim aldığım broşürlerdeki fiyatlar Endonezya'lılar için geçerli turistlere ayrı fiyat. Yıl 1980 türkiye gibi yani. Ama ilginç başka bir şey de tamamen bana özel olması. Başka müşteri olmadığından sanırım iki kişi çıktık. Parkur çok kolaydı. Rapidler golde gezinti gibi bir şeydi ama yine de doğa muhteşemdi. Yanımda n95 ancak bu kadar çekiyor yine de başarılı. Şimdide kendine dalış ayarlamalıyım.

10 Eylül 2008 Çarşamba

Bali

Sağ salim baliye vardım. Beni güleryüzlü bir şoför ile yağmur karşıladı. Otel küçük bir butik otel. Aynı fiyatta kesin 5 yıldızlı bir otelde kalabilirdim ama jakartadaki arkadaş bunu uygun gördüğüne göre vardır bir hikmeti. Bugün yogya da gittiğim tapınaklarla ilgili olarak daha yazacaklarım var. Müsait bir zamanda yazarım. Şimdilik resimleri koyuyorum. Henüz bali yi görmedim ama antalya belek gibi bir hali vardı gelirken.

Parambanan


2006 Depreminden sonra ciddi hasar görmüş en büyük hindu tapınaklarından biri.

Borobodur




Sabahın erken saatinde gezimize başladık. Ilk olarak boro ya gittik. Gerçekten çok etkileyiciydi. Resimleri akşama koyabilirim. Gerçekten yaz yaz bitmez. Bir de biraz budizm öğrenmek gerekiyor.

9 Eylül 2008 Salı

Şükredin



Türkiye'deki herkesin haline şükretmesi lazım. Başınızı sokacak bir eviniz yiyecek bir şeyleriniz giyecek ayakkabınız ve sevdikleriniz olduğu için gerçekten şükredin. Eminim dünyada daha çok fakirlik var ama ben en yakınında bunu gördüğüm için yazıyorum. Buradaki insanlar hiç iyi şartlarda değiller. Elbette iyi olanlar da var ama genelde durum pek parlak değil. Resimdeki adam beni 2 dolar karşılığında istediğim yere götürdü ben yürürken yanımda eşlik etti ve tekrar otele bıraktı. Ben de biraz daha bahşiş verdim. Sokaklarda çektiğim videoları bir bilgisayar bulunca yükleyebileceğim.

Ilim ilim bilmektir
Ilim kendin bilmektir
Sen kendini bilmezsen
Ya nice okumaktır

Yunus emre yüzyıllar önce söylemiş. Kendini bilmek lazım gerçekten. Başka gözle bakabilmek gerekli. Saçma sapan konuları dert etmemek onları büyütmemek işin aslı galiba.

Yarın buradaki iki büyük tapınağa gidiyorum. Biri hint biri buda tapınağı.

Endonezya



En sonunda Endonezyaya ulastim. Jakartada beni Henry karsiladi, ona almis oldugum votkayi verdim. Beni gordugune mi yoksaya votkaya mi sevindi :) bilinmez. Malum burasi musluman ulke. Jakarta'da Henry ile 30 dakika oturduktan sonra hemen Yogyakartaya geldim. Otelime yerlestim. Gercekten guzel bir otel.

Endonezya hakkinda yazilacak eminim cok sey olacak. Daha basindan biraz ipuclari vereyim. Dolar bozdurmak istediginizde sadece kivrilmamis ve duzgun dolarlari bozuyorlar. Ustelik bazi seri numaralarini bozmuyorlar. Herkes ayri bir kur veriyor. Bilet almak icin hava yollari kontuarina geldigimizde ilginc bir sey gordum. Artik sadece Rahmi Koc muzesinde bir ornegini bulabileceginiz eskilikte bilgisayarlari kullaniyorlar. Sanki hersey 20 yil geri gitmis gibi. Neyseki otelde internet var.

Havaalanindan beni otele getiren sofor bana sehir turu satmaya calisiyor. Ben pahali bu diyince de benim bir arkadasim var o daha ucuza gezdirir diyor. Bakalim sonucta yarinki turu kimle yapacagim. Birazdan otel cevresinde dolasilacak yerleri bir kontrol edeyim.

Hala Singapur



Otel gercekten cok kotuydu. Hic uyuyamadim. Cok usudum. klimayi kapamis olmama ragmen havalandirmadan soguk hava geliyordu. Ben de havalandirmayi havlularla kapadim. Umarim acamazlar bir sure. Kettlada su isittim isinmak icin. Simdi kahvaltimi ettim ve birazdan ucaga biniyorum. Artik onumuzdeki seyahatlere bakicaz :)

8 Eylül 2008 Pazartesi

Singapur'da bir gece

Hong Kong'tan zamaninda kalkan ucagimiz zamaninda Singapur'a vardi. Singapur'dan Jakarta'ya olan ucusuma daha 2 saat oldugu icin Singapur hava yollarinin business salonuna gittim. Orada hem tikinip hem de internette dolandim. Saatim gelip ucaga dogru gitmem gerektiginde de banko daki hosteslere sordum ucagin kapisi dogru ve gecikme yok di mi diye. Onlar da gecikme falan yok kapisi da kapandi zaten dediler. 21:20'de ucaga almaya baslayacaklar saniyordum ama oysa ucus saatiymis. Benim bavulumu ucaktan cikarmislar. Anonslar etmisler ama benim rahatim iyiymis belli ki. Sonucta ucagi kacirdim. Transfer deskteki kadin 5 dkda bir ne kadar salak oldugumu yuzume vurdu sagolsun. Yarin sabah 7:50'ye yeni bir ucak verdiler. Allahtan ceza odemek zorunda kalmadim. Ama tabi Singapur havaalaninda bir gece gecirmem gerekiyor. Buradaki havaalani oteline gittim. Bir oda aldim. Oda cok ilginc. Icerisi buz gibi. Klimayi koklemisler. Zaten butun Asya'da klimalar boyle. Neyse asil ilginc olani odada pencere yok. Bana pencereli bir oda verin diyemedim tabiki. Neyse birazdan gidip yaticam. Bunca zamandir ucarim basima ilk defa boyle bir sey geliyor. Bu arada Jakarta'dan Yogyakarta'ya gidecegim ucagi da degistirmek zorunda kaldim. Neyse o konuda bir sorun cikmadi allahtan. Her iste bir hayir vardir diyerek Singapur havaalaninin penceresiz odasinin zevkini cikarayim bari.

Hong Kong'ta son gün

Bugün 16 uçağıyla Jakarta'ya uçuyorum. Burada bir turistin 1 haftada ancak yapabileceği şeyleri 3 gün içinde yaptım. Bugün biraz küçük dükkanları gezip sonra havaalanına giderim diye düşünüyorum.

HK bir çok açıdan çok etkileyici bir yer. Tarihsel olarak çok kısa sürede İngilizlerin ticari merkezi haline gelmesi ve dünya ticaretinin büyük bir kısmının buradan yönetilmesi nedeniyle herkesin ilgisi burada. Ancak globalleşme ile birlikte başka ticaret merkezlerinin de doğmuş olması ve İngilizlerin burayı 97de Çinlilere devretmiş olması öneminden bir şey kaybetmesine neden olmamış.

Hong Kongta her milletten insan yaşıyor. Çoğunluk Çinli ve İngiliz olmak üzere bütün Asya ülkeleri, Hindistan burada en fazla yaşayan ülkelere. Elbetteki bu nadide dünya köşesinden Türkler eksik kalmamış.

Burada beni en fazla şaşırtan wireless internet bulamayışım oldu. Sadece GSM operatörlerinn kendi kullanıcılarına sağladıkları hizmet var. Onun dışında MCDOnalds starbucks gibi yerlerde 20dk süreyle kullanılabilen hizmetler var ama toplamında çok kısıtlı. Bizim beyoğlunda istiklal caddesinin tamamında olan servis gibi bir şey yok ya da ben bulamadım.

Endonezya sınırları içinde bakalım internet bulabilecek miyim? Eğer bulamazsam GPRS üzerinden bloglarımı yazmaya devam ederim.

7 Eylül 2008 Pazar

Felix - Peninsula





Peninsula oteli Hong Kong'un en eski ve en bilinen otellerinden biri. Hong Kong'a gidip de Peninsula otele gitmeden olmaz. Hazır oraya kadar gitmişken en üst kattaki Felix bara gidip bir içki içip manzarayı seyretmek lazım. Felix'e gidince de tuvaletine bir girmek lazım. İşte hiç bir fedakarlıktan kaçınmadım bütün bunların hepsini sırf sizin için gerçekleştirdim. Tuvaletin ilginçliği dışında bir özelliği yok bence. Bu arada içki fiyatları da pahalı değil. Cahideye 30 ytl verdiğimiz içkiler burada 10-15 ytl.


Deniz Kum Güneş




Hong Kong adasının arka tarafı da sayfiye yeriymiş onu öğrendik. Bir kaç tane güzel plaj var. Geniş kumsallar ve opak kahverengi bir deniz. O kadar sıcaktı ki bugün yine de o renkteki denize girdim.


Bu taraftaki evler belli ki buranın zenginlerine ait inanılmaz güzel manzaraları ve ilginç mimarileri var.


Plajdan sonra Stanley market adındaki küçük sahil kasabasına gittik. Bi özelliği yok. Oradaki Colonial tarzdaki bina daha önce şehrin içindeymiş 1998 yılında buraya parça parça taşımışlar.

6 Eylül 2008 Cumartesi

Işıklar



Hong Kongta gökdelen manzarası çok görkemli. Şehir bunu daha da etkileyici kılmak için her akşam 8 de düzenlenen ışık ve lazer şov yapmaya başlamış. Bütün turistler ve meraklılar her akşam adanın karşısında yer kapıp bu gösteriyi seyrediyorlar. Müzik ile birlikte senkronize edilmiş şekilde 40 tane gökdelenden farklı ışıklar ve lazerler güzel bir görüntü sergiliyor.



Kalabalık





Çinliler biraz kalabalık :) Oturdukları yerler de özellikle Hong Kongta kutu kutu bir çok evden oluşuyor. Resimdeki binada kaç tane daire var bilemiyorum ancak her pencerenin bir daire olduğu rivayet ediliyor. Diğer resimler ise bizim mahmutpaşaya karşılık gelen Mong Kok'a ait. Ucuz olduğunu duyup gittik ama fiyatlar diğer taraflarla tamamen aynı. Bütün şehirde Nike Airmax 360 1199 HK$na sabitlenmiş durumda. Video kameralar da burada şehrin diğer taraflarına göre daha pahalıydı. Yani pazarlık yaparak ancak normal fiyatına alabiliyorsunuz. Laptoplarda ise bizim peşin fiyatına 12 taksit gibi kampanyalar nedeniyle Bimeksler falan daha makul galiba. Elektronik bir şey almıyorum sonuçta ama hata mı ediyorum bilemedim. İnsan emin olamıyor bir türlü.

Diğer resimler









Oturan Buddha








Hong Kong nüfusunun çoğunluğu Budist ve Taoist. Hristiyanlar da bulunmakta. 1997'de İngiltereden Çine devredilirken en büyük korkuları Çinin bir çok özgürlükle birlikte inanç özgürlüğünü de kısıtlayacağı yönündeymiş. Ancak korkulan olmamış ve Çin inanç hoşgörüsünü göstermek için de bugün gittiğim Buddha heykelini yaptırmış Hong Kong Polin Manastırına hediye olarak. Heykel 34 metre yükseklikte ve bronzdan yapılmış. Yüksek bir tepenin üzerine yerleştirilmiş. 250 basamak ile tepeye kadar çıkılıyor. Polin manastırının bulunduğu yer ise Hong Kongun dışında Lantau adasında. Giderken tekneyle gittim. Dönüşte ise teleferik ve metrol ile döndüm. Aşağıda bu günüm ile ilgili resimler yer alıyor. İnanılmaz yağmur yağdığı için iyi görüntüler yakalayamadım ve sırılsıklam oldum. Fırtına nedeniyle teleferik seferleri de uzunca bir süre durdurulduğu için beklemek zorunda kaldım ve programımda sapmalar oluştu.