16 Mart 2013 Cumartesi

Machu Picchu (Bu yazıdan önce bir önceki yazıyı okumak gerekli)



Aguas Calienteden küçük otobüslere atladık. Pencere kenarında hem dışarıyı seyrediyorum hem de beni buraya ne getirdi biraz bunları düşünüyorum. Düşüncelerimi dışarıdaki muhteşem manzara zaman zaman bozuyor (aslında interrupt diycem ama Türkçesi gelmiyor aklıma bir türlü).

Her şey bir birine bağlı diye düşünürüz. Her şeyin bir nedeni var. Çok istersen olurmuş. Evrene gönderdim oldu deriz. Bugün buraya gelirken olanların aslında bir nedeni olmadığını anladım. Yani yüzümün şişmesi ya da yağmur yağması, fark ettiğimiz ya da fark etmediğimiz aksiliklerin aslında hiçbir bağlantısı ve etkisi yok. Hepsi kendi başına olaylar. Onları kafamızda biz birleştirip bir anlam uydurmaya çalışıyoruz. Daha çok bildiğimiz bir dünya haline getirdiğimizde, neden sonuçları bildiğimizi düşündüğümüzde korkularımız azalıyor, belki de daha mutlu oluyoruz. Yüzümün şişmesinin bir anlamı yoktu. Bilmediğim bir güç oraya gitme demiyordu yani. Ama ben yıllarca buraya gelmek istemiştim. 



Şimdi bu otobüste yukarı doğru çıkarken aklıma gelenler ise biraz garipti. Bir gün önce başka inka tapınaklarına gittik. Hepsi farklı mimarileri olan sonuçta taştan yerlerdi. Güzel görüntüleri ve manzaraları vardı. Machu Picchu da bunlar gibi bir şey olacak diye düşünmeye başladım. Niye bu kadar gözümde büyüttüm. Bu kadar yolu niye teptim diye düşündükçe heyecanım gittikçe azaldı. Zaten 1100 yılında yapılmaya başlanmış ve 1400lü yıllarda terkedilmiş bir yer. Yani nispeten çok yeni. Aynı dönemde bizde Osmanlı imparatorluğu var. Her gün burayı 2500 kişi ziyaret ediyor. Yılda nerdeyse bir milyon kişi. Bu kadar kişinin gelebildiği bir yer ne kadar özel olabilir ki? Doğaüstü, ruhani ya da duygusal ne sunabilir ki diye düşünüyorum. Gittikçe ben buraya niye geldim ki fikrine daha çok yapışmaya başladım otobüsümüz yukarı doğru çıkarken.
Zirveye çıktığımızda bizi gezdirecek olan rehberi bulduk. Yine sal ilkokula sorun olmaz stayla biri. 5 dakika sonra Machu Picchu’yu göreceğim ama içimdeki duygu metrodan Taksim meydanına çıkmakla aynı gibi. Ben buraya niye geldim sorusu “beni buraya kim getirdi”ye doğru dönüşmeye başladı.
Rehberimiz bizi aldı bilet kontrolünden geçtik. Yürümeye başladık biraz ilerde Machu Picchu’nun bir bölümü görünmeye başladı. Resimlerde görüğümüz konik dağ ve yıkıntılar teraslar seçilebiliyor. Evet, haklıydım önemli bir şey yok burada. Baya taş görmeye geldim yani. O kadar soğudum bu işten. Rehberin peşinden gidiyoruz. Daracık merdivenlerden inip asıl girişe geliyoruz. Girişte küçük kulübe gibi bir şey var. Kulübenin yanında daracık bir girişten giriyoruz. Şimdi videoyu seyredin devamını sonra okuyun.



O daracık girişten geçince Machu Picchu’nun büyüleyici manzarası ile karşılaşıyorum. Bir anda beynimin bu dakikaya kadar meşgul olduğu mantıksal bölümü firar ediyor. Bütün vücudum o anda salınan endorfin, adrenalin, serotonin ve dahi oxytocin ile bulanıyor. Anlatamayacağım bir ruh hali. Gözlerim doluyor ve bir süre daha bu hal devam ediyor. O an anlıyorum beni buraya getiren hepimizin de içinde olan dürtüler ile beslenen bilinçaltımız. Hazır nöromarketing konferansında bütün bu konuları kapsamışken, şimdi canlı olarak kendi üzerimde değerlendirmiş oldum. Bir süre sonra yavaş yavaş bilinçli ben mantıksal yanımla ön plana çıktım ancak, bu duygusal durum uzunca süre devam etti.
Ne arıyorum burada ben niye geldim falan gibi sorular anlamsızmış. Burası muhteşem bir yer. Hayran olmamak mümkün değil. Herkesin buraya gelebilmesini dilerim. Buraya kadar gelirken geçirdiğim her dakikaya değdi. İnsan buradan ayrılmak istemiyor. Burada ruhani bir şeyler olduğuna inanmak isteyen insanları anlayabiliyorum. Böyle etkileyici bir yer karşısında insanlar ne yapacaklarını ne düşüneceklerini bilemiyorlar. Ama diyeyim ruhani doğaüstü bir durum yok. Gayet teknik bir şekilde nasıl yapıldığını nasıl tasarlandığını anlayabiliyorsunuz. Ama konumu ve yarattığı etkiyi anlatmak için benim edebiyat yeteneğim yetersiz.

Rehberimiz iki saat boyunca bizi gezdirdi. Bu sürede çektiğim video ve fotoğrafın sayısı yok. Dönüş treni 16:45 te kalkıyor ve benim bu yerde daha en az 1 saatim var. Gruptaki diğer tiplerin gezisine öğle yemeği de dahil olduğu için onlar ayrılıyorlar. Ben tek başıma buranın muhteşem atmosferini solumaya, rehberin göstermediği bölümlere gitmeye karar veriyorum. İyi de ediyorum. Manzaranın en güzel olduğu en yüksek yerine çıkıp kendime bir yer bulup oturuyorum. Sanırım en az 1 saat orada oturmuşumdur.
Manzaranın keyfini çıkarıp her görüntüyü burada yaşadığım her deneyimi hiç unutmamak üzere hafızama kazımaya çalışır ve bir yandan da Cusco’dan aldığım krakerleri mideme indirirken, serçe kılıklı bir kuş etrafımda dolanmaya başlıyor. 


Ben de belki o da biraz ister diye krakerden biraz kırıntıyı bir taşın üzerine koyuyorum. Sanki benim evcil hayvanımmış gibi bana çok yaklaşıyor ve krakerleri yiyor. Bana da bu muhteşem resimleri ve videoları çekmek düşüyor tabi. Bu fotoğrafları çekebildiğime hala inanamıyorum. Ne yazık ki profesyonel bir kameram yok. Ama zaten olsaydı cep telefonu ile çektiğim bu fotoğrafları bu hızla çekemezdim. Kuş bana uzunca bir süre poz verdi. Karnı doyduktan sonra yanımdan ayrılırken iyi etmişim gelmişim diye düşündüm.



Evet hiçbir şey birbirine bağlı değil. Yani benim buraya gelişimin bu kuşun resmini çekmemle bir ilgisi yok. Ama kabul etmem gerek muhteşem bir sürpriz oldu. Hala bu resme bakmaktan kendimi alamıyorum. Başımıza ne geliyorsa, ne yapıyorsak aslında tamamen bunun sorumlusu kendimiziz. İşin sırrını buldum. Sikret mikret yok sadece kendi çabalarımız, isteklerimiz, kararlarımız var. Fırsatları da kendimiz yaratıyoruz, sonuçları da kendimiz belirliyoruz.  Tekrar tekrar düşündüğümde o kuşun oraya gelmesinin aslında elimdeki kraker olduğunu fark etmem ve ona da biraz vererek bu fotoğrafları çekmem tamamen benim oluşturduğum yönettiğim bir şey. Buraya gelmem, buraya gelebilmek için yıllardır içimde istek biriktirmem de öyle. İşte işin sırrı kontrolü eline al, her türlü sorumluluğu kabullen, planla, değerlendir, uğraş ve yap. Yıllardır zaten bunu yapardım ama bu şekilde düşünmemiştim şimdi daha iyi anlıyorum. Machu Picchu’ya kadar gelmem gerekiyormuş demek ki bunları düşünmek için.
Machu Picchu bir dünya mirası. Umarım onu en iyi şekilde korumaya devam ederler. 



Burada konuştuğum her turistin hayalinde olan yer. Kimse geçerken uğramamış. Herkes burası için çeşitli değerler atamış ve hayallerini gerçekleştiriyorlar. Buranın halkı için ise turistik bir yerden öteye gitmiyor. Adalılar için Efes ne ise Cusco’lular için burası aynı. Bizim bu kadar gözümüzde büyütmemiz ulaşmanın gerçekten zor, zaman alıcı ve pahalı olmasından kaynaklanıyor. Ulaşılması zor olan hedefler koymak ve onlara ulaşmaya çalışmak, hedeflerin değerini artırıyor. Oysa bu yanımızda, yakınımızda da birçok hedef olabilecek, mutluluk yaratabilecek şeyler var ancak onlara gereken değeri vermiyoruz. İstanbul’da olup bir Topkapı’yı, Boğazı, Ayasofya’yı görmemiş, İstiklal caddesini deneyimlememiş olmak belki de bunlardan bir kaçı . Ya da Paris’te yaşayıp Eifel kulesine nasıl olsa bir ara çıkarım deyip çıkmamak da aynı.
Geldim, gördüm çok da iyi ettim.

Hiç yorum yok: