16 Mart 2013 Cumartesi

Machu Picchu’ya doğru


Sabahın erken saatinde 6:30 da beni almaya gelecekler ve Machu Picchu’ya yolculuk başlayacak. Normal olarak Cusco’dan trenler ile Aguas Calientes (sıcak sular demek – bizdeki karşılığı Ilıca olsa gerek) şehrine gidiliyor. Burada trenden inilip otobüsler ile dağın tepesindeki Machu Picchu’ya çıkılıyor. Ancak son dönemde yağan yağmurlar rayların da kapanmasına yol açan heyelanlar oluşturmuş o yüzden ilk olarak otobüs ile daha uzaktaki bir istasyona gidip trene oradan bineceğiz. Buraya gelirken kullandığım seyahat acentesi bütün otobüs tren ve Machu Picchu giriş biletlerimi halletti. Dün onları teslim almıştım zaten. Yani endişelenecek herhangi bir şey yoktu.
Zaten 15 gündür çok kötü uyuyorum. Saat farkları beni biraz dağıttı. Gece de hiç uyumadım gibi bir şey sabah saatinde kalkıp yüzümü yıkamaya ayna yaklaşırken karşıdan bir yaratığın yaklaşmakta olduğunu gördüm. 


Niye olduğunu hala bilmediğim bir şekilde suratım bu hale gelmişti. Gözlerim inanılmaz şişmiş ve bütün yüzüm Cusco patatesinden hallice bir durum almıştı. Görüşümde biraz bulanma vardı ancak acı ağrı yoktu en azından. Biraz soğuk kompres yaptım belki iner diye ama hayır bir değişiklik olmadı. Machu Picchu’ya ben hazırdım da o bir yaratığın ziyaretine hazır mıydı bilmiyorum. Bu görüntümün üzerinde neredeyse hiç durmadım. Aklımda biraz sonra başlayacağım gezi vardı ne de olsa. Bütün gün en çok istediğim yeri gezecektim.
Kaldığım otelin bir iç avlusu var ve odalar bu avluya bakıyor. Eski bir bina ve ortada şadırvan var. Benim odam da şadırvanın dibinde. Su sesleri ile uyumuştum akşam. 



Sabah yine aynı sesler ile uyandığımda bu şadırvanın 24 saat çalıştığını düşündüm. Giyinip hazırlanıp şadırvanın yanından kahvaltı salonuna gitmeye yeltendiğimde sesin şadırvandan değil tropik yağmurdan geldiğini anladım. Açık havada bir hayal gerçekleştirmek için bu nasıl bir havadır yani? Zaten hava 10 derece bir de yağmurlu ben uzun kollu ne varsa giyindim.





Servis Peru Rail’in tahsis ettiği otobüslere bizi götürdü. 1,5 saat otobüs yolculuğundan sonra tren istasyonuna geldik. Bütün seyahati bu tren ile yapmak çok eğlenceli olurmuş aslında. Trenin tasarımı çok ilginçti ama biraz başka bilgi vereyim.
Cusco 3400 metrelerde ancak Machu Picchu 2800 metrelerde kurulu. Yani Yolculuğumuz sırasında aşağılara doğru ineceğiz. 3400 metrede bir çok şey yetişmiyor. Örneğin ağaç. Perulular uzun araştırmalardan sonra bir cins okaliptüs ağacının yetiştiğini bulmuşlar ve her yere ekmişler ekiyorlar ama yine de büyük bir bölüm çöl. Birçok evcil hayvan da bu yükseklikte yetişmiyormuş başlarda. Onlar da yavaş yavaş uyum sağlamışlar.  Bitki örtüsü alçak seviyelere indikçe çeşitlenmeye başlıyor. Daha önce dediğim gibi 6 ay ıslak 6 ay kuru bir iklime sahip (elektrik süpürgeleri var böyle di mi?) Bu yüzden birçok yerde kaktüs ve eğrelti otlarını yan yana gördüm. Çöl bitkileri ve yağmur ormanı bitkilerinin bir arada yaşadığı yükseklikler var. Gerçekten çok ilginç. Daha önce hiç tanık olmamıştım. Daha aşağılara indikçe bitki örtüsü tamamen yağmur ormanı haline dönüşüyor. 2800 metrelerde artık her türlü bitki ve hayvanın daha rahat yaşayabildiği görülüyor.
Otobüs yolculuğu boyunca yağmur gittikçe azaldı. Hava sıcaklığı yükselmeye başladı. Tren yolculuğu başladıktan sonra güneşi bile gördük. Tren yolculuğu Urubamba nehri ile birlikte aşağı doğru akıyor. Nehir çok güçlü akıyor. Yüksek dağların arasında trenin üst pencerelerinden inanılmaz manzaralar yakalanabiliyor. Tren yolculuğu ilerledikçe herkesin heyecanı yüzlerinden okunuyor. Benim yaratık halim devam ettiği için hala pek okunaklı değilim.

Yolda durduğumuz bir istasyon aynı zamanda Inca Trail yapanların durağı. Hadi bu Inca Trail’de ne olaki diyenler detaylar için googlelasınlar. Kısaca bu istasyondan Machu Picchu’ya kadar 4 gün süren bir kamp+trekking etkinliği. Kullanılan yol ise zamanında Inkaların yaptığı yol.
Tren yolculuğumuz Aguas Caliente’de son buluyor. İnsan bu yolculuk hiç bitmesin istiyor ama varacağımız yerin yarattığı heyecan daha büyük. Değer mi acaba? Aguas Caliente’de üzerinde benim de ismim yazılı bir kağıt tutan bir adam karşılıyor. Adam o kadar küçük ki ilkokul beşe göndersen kimse ne geldin demez. Inka’lar zaten genelde biraz küçükler. Adamın tuttuğu listeden meğerse ben bir gruba dâhilmişim onu anladım. Adamın tek görevi, oradaki birçok diğer isim tutanlar gibi bizi yukarı götürecek olan otobüslere yönlendirmek. 



Aguas Calientes birçok restoranın olduğu Machu Picchu’dan önceki son çıkış yeri. Nehir buradan da geçiyor tabi ki. Artık deniz seviyesine daha yakınız belki şişlerim inmiştir diye bakıyorum biraz iyi gibi sanki. Yağmur da geçti, hatta hava da ısındı. 

E kim tutar beni ver elini Machu Picchu.

Hiç yorum yok: