Sabahın erken saatinde 6:30 da beni almaya gelecekler ve
Machu Picchu’ya yolculuk başlayacak. Normal olarak Cusco’dan trenler ile Aguas
Calientes (sıcak sular demek – bizdeki karşılığı Ilıca olsa gerek) şehrine
gidiliyor. Burada trenden inilip otobüsler ile dağın tepesindeki Machu Picchu’ya
çıkılıyor. Ancak son dönemde yağan yağmurlar rayların da kapanmasına yol açan
heyelanlar oluşturmuş o yüzden ilk olarak otobüs ile daha uzaktaki bir
istasyona gidip trene oradan bineceğiz. Buraya gelirken kullandığım seyahat
acentesi bütün otobüs tren ve Machu Picchu giriş biletlerimi halletti. Dün
onları teslim almıştım zaten. Yani endişelenecek herhangi bir şey yoktu.
Zaten 15 gündür çok kötü uyuyorum. Saat farkları beni biraz
dağıttı. Gece de hiç uyumadım gibi bir şey sabah saatinde kalkıp yüzümü
yıkamaya ayna yaklaşırken karşıdan bir yaratığın yaklaşmakta olduğunu gördüm.
Niye olduğunu hala bilmediğim bir şekilde suratım bu hale gelmişti. Gözlerim inanılmaz
şişmiş ve bütün yüzüm Cusco patatesinden hallice bir durum almıştı. Görüşümde
biraz bulanma vardı ancak acı ağrı yoktu en azından. Biraz soğuk kompres yaptım
belki iner diye ama hayır bir değişiklik olmadı. Machu Picchu’ya ben hazırdım
da o bir yaratığın ziyaretine hazır mıydı bilmiyorum. Bu görüntümün üzerinde
neredeyse hiç durmadım. Aklımda biraz sonra başlayacağım gezi vardı ne de olsa.
Bütün gün en çok istediğim yeri gezecektim.
Kaldığım otelin bir iç avlusu var ve odalar bu avluya
bakıyor. Eski bir bina ve ortada şadırvan var. Benim odam da şadırvanın
dibinde. Su sesleri ile uyumuştum akşam.
Sabah yine aynı sesler ile uyandığımda
bu şadırvanın 24 saat çalıştığını düşündüm. Giyinip hazırlanıp şadırvanın
yanından kahvaltı salonuna gitmeye yeltendiğimde sesin şadırvandan değil tropik
yağmurdan geldiğini anladım. Açık havada bir hayal gerçekleştirmek için bu
nasıl bir havadır yani? Zaten hava 10 derece bir de yağmurlu ben uzun kollu ne
varsa giyindim.
Servis Peru Rail’in tahsis ettiği otobüslere bizi götürdü.
1,5 saat otobüs yolculuğundan sonra tren istasyonuna geldik. Bütün seyahati bu
tren ile yapmak çok eğlenceli olurmuş aslında. Trenin tasarımı çok ilginçti ama
biraz başka bilgi vereyim.
Cusco 3400 metrelerde ancak Machu Picchu 2800 metrelerde
kurulu. Yani Yolculuğumuz sırasında aşağılara doğru ineceğiz. 3400 metrede bir
çok şey yetişmiyor. Örneğin ağaç. Perulular uzun araştırmalardan sonra bir cins
okaliptüs ağacının yetiştiğini bulmuşlar ve her yere ekmişler ekiyorlar ama yine
de büyük bir bölüm çöl. Birçok evcil hayvan da bu yükseklikte yetişmiyormuş
başlarda. Onlar da yavaş yavaş uyum sağlamışlar. Bitki örtüsü alçak seviyelere indikçe
çeşitlenmeye başlıyor. Daha önce dediğim gibi 6 ay ıslak 6 ay kuru bir iklime
sahip (elektrik süpürgeleri var böyle di mi?) Bu yüzden birçok yerde kaktüs ve
eğrelti otlarını yan yana gördüm. Çöl bitkileri ve yağmur ormanı bitkilerinin
bir arada yaşadığı yükseklikler var. Gerçekten çok ilginç. Daha önce hiç tanık
olmamıştım. Daha aşağılara indikçe bitki örtüsü tamamen yağmur ormanı haline
dönüşüyor. 2800 metrelerde artık her türlü bitki ve hayvanın daha rahat
yaşayabildiği görülüyor.
Otobüs yolculuğu boyunca yağmur gittikçe azaldı. Hava
sıcaklığı yükselmeye başladı. Tren yolculuğu başladıktan sonra güneşi bile
gördük. Tren yolculuğu Urubamba nehri ile birlikte aşağı doğru akıyor. Nehir
çok güçlü akıyor. Yüksek dağların arasında trenin üst pencerelerinden inanılmaz
manzaralar yakalanabiliyor. Tren yolculuğu ilerledikçe herkesin heyecanı
yüzlerinden okunuyor. Benim yaratık halim devam ettiği için hala pek okunaklı
değilim.
Yolda durduğumuz bir istasyon aynı zamanda Inca Trail
yapanların durağı. Hadi bu Inca Trail’de ne olaki diyenler detaylar için
googlelasınlar. Kısaca bu istasyondan Machu Picchu’ya kadar 4 gün süren bir
kamp+trekking etkinliği. Kullanılan yol ise zamanında Inkaların yaptığı yol.
Tren yolculuğumuz Aguas Caliente’de son buluyor. İnsan bu
yolculuk hiç bitmesin istiyor ama varacağımız yerin yarattığı heyecan daha
büyük. Değer mi acaba? Aguas Caliente’de üzerinde benim de ismim yazılı bir kağıt
tutan bir adam karşılıyor. Adam o kadar küçük ki ilkokul beşe göndersen kimse
ne geldin demez. Inka’lar zaten genelde biraz küçükler. Adamın tuttuğu listeden
meğerse ben bir gruba dâhilmişim onu anladım. Adamın tek görevi, oradaki birçok
diğer isim tutanlar gibi bizi yukarı götürecek olan otobüslere yönlendirmek.
Aguas Calientes birçok restoranın olduğu Machu Picchu’dan önceki son çıkış
yeri. Nehir buradan da geçiyor tabi ki. Artık deniz seviyesine daha yakınız
belki şişlerim inmiştir diye bakıyorum biraz iyi gibi sanki. Yağmur da geçti,
hatta hava da ısındı.
E kim tutar beni ver elini Machu Picchu.









Hiç yorum yok:
Yorum Gönder